Ev / Blog / SULTAN ABDÜLAZİZ HAN İNTİHAR MI, KATL Mİ?

SULTAN ABDÜLAZİZ HAN İNTİHAR MI, KATL Mİ?

 

Prof. Dr. AHMET ŞİMŞİRGİL
SULTAN ABDÜLAZİZ HAN İNTİHAR MI, KATL Mİ?

Sultan Abdülaziz Han bir darbe ile tahtından alaşağı edildikten sonra önce Topkapı Sarayı’na ardından da Feriye Sarayı’na götürülerek mecburi ikamete tabi tutuldu. Baş darbeci Hüseyin Avni Paşa, sabık padişah daha Feriye Sarayı’na nakledilmeden önce şeytani planlarını çoktan tatbik sahasına koymuş bulunuyordu. Nitekim Padişah daha Feriye sarayına gider gitmez görevlileri değiştirdi. Pehlivanlardan Cezayirli Mustafa, Yozgatlı Mustafa ve Boyabatlı Hacı Mehmed’i Feriye Sarayı’nda bahçıvanlıkla görevlendirdi Pehlivanlar, saray muhafız tabur komutanı yanlarında olduğu hâlde; 4 Haziran 1876 sabahı, Sultan’ın odasına girdiler. Abdülaziz Han bu sırada Kur’an-kerim okuyordu. Aralarında şiddetli bir boğuşma yaşandı. Güçlü, kuvvetli ve pehlivan yapılı Abdülaziz Han şiddetle karşı koydu ise de üç pehlivan karşısında yapabileceği fazla bir şey yoktu. Sultan’ın bileklerini kesen zorbalar, gizlice işlerinin başına döndüler. Sonradan yapılan itirafa göre Sultan Aziz’in odasına girip öncelikle kapıyı kilitlemişlerdi. İki harem ağası (Reyhân ve Râkım Ağalar) kapıyı tuttular. Kısa bir boğuşmadan sonra Fahri Bey Sultan Aziz’in kollarını arkadan tutarken Cezâyirli Mustafa ve Boyabadlı Mehmed Pehlivanlar, padişahın dizlerine oturdular. Yozgatlı Mustafa Pehlivan ise keskin bir çakıyla, hükümdarın bilek damarlarını kesti. Süratle işlerini gören katiller, pencereden bahçe yoluyla kaçtılar. Bir müddet sonra ve gürültüler üzerine oraya gelen Valide Sultan oğlunun kanlar içinde yatığını görüp ağlamaya başlayınca saray halkı Sultan’ın odasına toplandı. Devlet ricalinden olay yerine ilk önce, Kuzguncuk’taki yalısında bulunan Hüseyin Avni Paşa geldi. Daha ölmemiş olan Sultan, Hüseyin Avni’nin emri ile saray karakolunun kahve ocağına götürülüp ot bir sedire yatırıldı. Can çekişen Abdülaziz Han’ı tedavi için hiçbir hareket yapılmadı. Hüseyin Avni, Midhat ve Rüşdü Paşa’nın gözleri önünde vefat eden Sultan’ın üzerine eski bir perde örtüldü ve doktor çağrıldı. Doktorlar, Sultan’ın vücudunu muayene etmek istediklerinde Hüseyin Avni:”Bu Ahmed, Mehmed Ağa’nın değil bir padişahın cenazesidir, her tarafını açtırıp size gösteremem!” diyerek mâni oldu.

İHTİLALCI PAŞALARIN PLANLARI:

Sultan Abdülaziz Han Karakolda hazır bulunan ihtilâlci paşalar, Padişah’ın bıyık makası ile iki bileğini keserek intihar ettiğini bildiren bir rapor hazırlatarak imza etmelerini istediler. Doktorlar imza etmek istemeyince üzerlerine yürüyüp zorla imzalattılar. Ertesi gün yayınlanan hükümet tebliğinde: “Sultan Abdülaziz, sakalını düzeltmek için istediği küçük makas ile bilek damarlarını keserek intihar etmiş ve serasker Avni Paşa, cesedi karakola naklettirmiştir” diye bir açıklamada bulundular.

Kanlı gömlek
Sultan Abdülaziz Han’ın kanlı gömleği
DOKTOR VE İMAMLARIN BEYANATLARI:

Naaşı Topkapı Sarayı’na nakledilerek burada yıkandı. Naaşı yıkayan sekiz imam, daha sonra kurulan Yıldız Mahkemesi’nde; “Sultan’ın iki dişi kırılmış sakalımın sol tarafı yolunmuştu. Sol memesi altında büyük bir çürük vardı”, demişlerdir. Pehlivanlar da yaptıklarını sonradan itiraf etmişlerdir. Öte yandan padişahın ölümü üzerine dokuz doktordan alınan rapor usule uygun değil sadece imza etmişlerdi. İçlerinden ancak birkaçı cesedi görebilmişti. Bunlar da usulünce bir otopsi yapmak şöyle dursun, hiçbir şekilde ciddî bir muayenede bulunamadılar. Doktorların çoğu raporu cesedi muayene etmek isteyen hekimleri Hüseyin Avni Pasa tehdit etmişti. Bunun üzerine hekimler, bileklerdeki yaralardan başka bir yere bakamadılar. Raporu imza etmek istemeyen iki doktor, Hüseyin Avni Paşa tarafından ağır şekilde cezalandırıldılar. Bunlardan biri, Trablusgarb’a sürülürken Mâbeyn-i Hümâyûn hekimlerinden olan askeri Doktor Ömer Bey ise, Serasker tarafından: “Edepsizlik etme”, denilerek azarlanmış ve hemen oracıkta apoletleri sökülerek askerlikten ihraç olunmuştur Bu muamele üzerine diğer doktorlar raporu imzalamaktan başka çare bulamamışlardı. Muayene sırasında, cesedin üstündeki örtü asla kaldırılmamış, yalnız bilekler meydana çıkarılmıştı. Muayene esnasında Serasker Avni Paşa’nın doktorların başında bulunması ise fevkalâde usulsüz bir davranıştır.

SAHTE RAPORLAR

Sonrada II. Abdülhamid Han’ın mahkeme kurdurmasını usule uygun bulmayanlar ve taraf olduğunu savunarak intihar diye iddia edenler nedense tersi uygulamaları hiç görmezden gelmektedirler. Midhat Paşa, ölüm haberini öğrendiği zaman: “Hakan’ın muhafazası pek müşkil ve tehlikeli olduğundan, bu veçhile sûret-i vefatı pekiyi oldu!” demişti. Bu düşüncede olan adamların hadiseyi araştırması mümkün değildi. Nitekim Abdülaziz Han’ın ölümü, basit bir raporla savuşturuldu. Adlî tahkikat açılmadığı gibi ölümün vuku bulduğu mahalde hiçbir keşif yaptırılmadı. Sadece katillerden Fahri Beyle Râkım ve Reyhan Ağalar, cenazenin nakledildiği karakola çağırılmış, padişahın intihar ettiği hakkındaki ifadeleri zapta geçirildi.

MÜHİM NOKTALAR

Oysa bunlar bilfiil olayların içinde yer alan adamlardı. Saraydaki yüzlerce şahıs ve Abdülaziz Han’ın ailesinden hiçbirinin ifadesine başvurulmadı. Nihayet sabık padişahın Hüseyin Avni Paşa tarafından Feriye Sarayı’ndan Beşiktaş karakoluna nakli de üzerinde en fazla durulacak hususlardandır. Zira Serasker geldiği zaman Abdülaziz Han henüz ölmemişti. Bileklerinden kanlar akarak can çekişir vaziyetteydi. Abdülaziz Han’ın teçhiz ve tekfini ile uğraşan imamların daha sonra Yıldız Mahkemesi’ne verdiği ifadeler de dikkat çekicidir. Sultan Ahmed Vaizi Ömer Efendi ile yanında yardımda bulunan sekiz imam, padişahın iki dişinin kırık, sakalının sol tarafının yolunmuş olduğunu, sol memesinin altında büyük bir çürüğün bulunduğunu beyan etmişlerdir. Bunlar şiddet kullanıldığının delilleridir. Hüseyin Avni Paşa’nın hazırlattığı meşhur raporda eski hakanın sol bileğindeki yaranın beş santim uzunluğunda ve üç santim derinliğinde bir kesik olduğu ifade olunmuştu. Sağ bilekteki yara ise, 2,5 santim uzunluğundadır. Sol bilekte bu derecede derin bir yara açıldıktan sonra, bu sol bileğin parmaklarıyla makas tutulup diğer bilekte de öldürücü bir yaranın açılmasını tıp otoriteleri imkânsız addetmektedirler. Bir padişahın henüz ölmemişken saraydan karakola nakledilmesi, Türk tarihinin belki de tek örneğidir. Halbuki ölüm halinde bulunan bir insana ilk ve acil olarak tedavinin yaptırılması gerekirdi. Ayrıca ölmüş de olsa, cesedin bulunduğu yerden adli takibattan önce kaldırılması da teamüllere aykırıdır.

GÖZDEN KAÇANLAR

Bu durum Mütercim Rüşdü Paşa’nın şu ifadesiyle tarihe geçecektir. “Naaşı karakola çıkarmışlar ve çıkardıkları zaman eser-i hayat mevcut imiş. Hekimler de karakola çağırıldıkları vakit, eser-i hayat mevcut olduğunu tasdik eylediler. Dikkati çeken en mühim bir noktada katl hadisesi vuku bulduğunda Hüseyin Avni Paşa’nın, birkaç dakikada Kuzguncuk’tan Ortaköy’e gelmesiydi. Kendisine kimse haber vermemişti. Derhal gelerek olayları kontrolü altına almış. Padişahı can çekişir halde karakola taşıtmış vefat edince de zorbalıkla istediği gibi bir raporu düzdürmüştü. Bu durumu sabah Paşa’nın, hazır şekilde, yalısının penceresinden karşı kıyıdaki Feriye’yi gözetlediğini ortaya koyuyordu. Şehzade Celaleddin Efendi ile kardeşleri ve yakınları, babalarının durumunu öğrenip bulunduğu odaya girmek istediklerinde askerler tarafından sokulmamışlar, hepsi bir odaya kapatılıp kapılarına nöbetçi dikilmiştir. Saray kadınlarının doktor talepleri de geri çevrilmişti. Nihayet olaydan sonra Cezayirli Mustafa, Yozgatlı Mustafa ve Boyabadlı Mehmed pehlivanlara ayda yüzer altın bağlandı. Oysa bu adamlar ayda birkaç altın alan saray bahçelerinin bekçisi idiler. Bu görülmemiş maaş, o zaman yüksek memurlarına verilen aylığa eşitti. Neden böyle bir maaşa yükseltildiler?  Bütün bu hadiseler değerlendirildiğinde Sultan Abdülaziz Han’ın adice bir tertiple şehit edildiği anlaşılıyordu.

Osmanlı Paşa Mezarı
Hüseyin Avni Paşanın debdebeli mezarı.

NOT: Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil Lalegül Ocak 2019 Dergisinden  derlenip hazırlanmıştır.

ABDÜLHAMİD’İN SUİKAST KORKUSU
0

hakkında Emrah SARGIN

Emrah SARGIN

Ayrıca kontrol et

GENÇLERİN OKUMASI GEREKEN KİTAPLAR

GENÇLERİN OKUMASI GEREKEN KİTAPLAR-2

TAŞLARI KONUŞTURAN ADAM: MÜRSEL GÜNDOĞDU -Aşkını taşlara kazıyan ve inancının temel esaslarını ölümsüz eserlerine nakşetmeyi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir