Ev / Blog / Batı’nın Kullanışlı Maşası: Selefilik
Vehabi
Vehabi

Batı’nın Kullanışlı Maşası: Selefilik

Bismillah…

Genç Yesevi bloğunda ilk yazıma İslam Dünyasındaki en yeni fitnelerden olan Selefilik/Vahabilik ile başlamak istedim.

İbn Abdulvahap 18. Yüzyılın sonunda Hicaz Çöllerinde ilk defa ortaya çıktığında kimse bu adamın neler yapabileceğini tahmin etmemişti. Kim bilirdi ki 200 sonra dahi emperyalist düzen onun fikirlerini himaye edecek kendisine baş kaldıran İslami Hareketleri onunla parçalayıp yok edecekti.

İngilizler, Fransızlar ve Ruslar kısacası tüm yeminli İslam düşmanları hep birden Osmanlı’ya saldırırken Osmanlı’nın da bu çetelerle uğraşacak vakti yoktu. Vakti olmadığından öte Mısır’dan gönderdiği bir müfreze ile dahi bu eşkıyaları dağıtabilecektir bu Devlet-i Ali Osmani…

Yıllar geçer Gertrude Belller, Lawrencelar, Wilfred Bluntlar Arap Çöllerinde cirit atmaya başlar kimi gazeteci kimi arkeolog olarak gelmiştir Hicaz’a ancak tek bir gaye vardır Osmanlı’yı yedi düvele karşı yalnız bırakmak.

Ancak düşman edilmek istenen kardeşler düşmanın tahmin edemediği kadar yakındır Talas’ta Ayncalut’ta küffara karşı birlikte savaşmıştır. İslam’ın başşehri belliyken Müslümanların Halifesi belliyken bunu yapmak zordur hele ki o dönem payitahtta Abdülhamit Han varsa.

Halifenin bir emriyle sömürgelerde işler duruyor, Halifeden gelecek bir telgrafla tüm Mü’minler sokaklara dökülüyordu. Bunu engellemenin tek yolu da halifeye olan güveni sarsmak alem- İslamın halifeye bağlılığını koparmaktı bunun için de herkesi tekfir eden telgraf ve demir yollarını dahi bidat sayan Vahabiler biçilmiş kaftandı. Hele ki çocukluğundan beri Arabistan’ın hakimi olma hayali kuran Abdülaziz bin Suud Vahabileri himayesine almışsa.

                                                                               ”Abdulaziz ibn Saud”

Asya’yı Amerika’yı Afrika’yı sömürgeleştiren müstekbir alemi elbetteki kendisine karşı kıyam edecek olan İslami Hareketlerin doğacağını da çok iyi biliyordu. Madem bir düşmanları mutlaka olacaktı onu da kendileri belirlemeliydi dur dedikleri yerde duracak saldır denilince de saldıracaklardı. İlk projeleri tutmuştu halifeye bağlı Arap toplumlar Osmanlı’dan koparılmış özgürlük bahanesiyle Peygamber torunları köle edilmişti.

Aslında bakarsak dertleri ne Arapların özürlüğü ne de ‘Selefi Tabirle’ onlara dinlerinin aslını yaşatmaktı.  İşin sonunda  yapmış oldukları petrol anlaşmaları onları birkaç asır daha fonlayabilecekti. Çölde bıraktıkları kukla rejimleri de bu servetin küçük bir bölümüne razı gelip oturmaya devam edecekti.

İlk yazımızda Selefilik/ Vahabilik inancının siyasi doğuşunu ele aldık. Devam yazılarında ise bu fikrin kullanışlı olduğunu gören emperyalist düzenin 1. Dünya Savaşından sonra benzer yöntemleri Hangi İslam ülkelerinde  Hangi maşalarıyla kullandığını irdeleyeceğiz.

Fi Emanillah!

25+

hakkında Haktan Demir

Haktan Demir

Ayrıca kontrol et

Savaşa Katılan Sahabe Hanımlar

Savaşa Katılan Sahabe Hanımlar Ümmü Umare: Hicret’den 40 sene önce Medine-i Münevvere’de dünyaya gelen Ümmü Umare’nin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir