Ev / Blog / OSMANLILARDA NAKİBÜ’L-EŞRAFLIK ŞERİF VE SEYYİDLER
osmanlılarda nakibül eşraf

OSMANLILARDA NAKİBÜ’L-EŞRAFLIK ŞERİF VE SEYYİDLER

ŞERİF VE SEYYİDLER:

Hazreti Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’in evlad ve ahfadı, amcazadesi ve damadı İmam Ali b. Ebi Talib’in zevceleri ve Cenab-ı Peygamberin kerimeleri olan Fatımatü’z-zehra’dan gelmişlerdir. Hazreti Ali radıyallahu anh’ın büyüğü Hasan radıyallahu anh ve küçüğü Hüseyin radıyallahu anh’dan olan sülaleleri zamanımıza kadar gelmişlerdir. Bunlardan Hz. Hasan radıyallahu anh’dan gelen kola şerif ve Hz. Hüseyin radıyallahu anh’dan gelen kola da seyyid denilmek suretiyle her iki kol birbirinden tefrik olunur.

osmanlılarda nakibül eşraf

SEYYİD VE ŞERİFLERİN ALAMETLERİ:

Rivayete göre Abbasi halifesi Harun ü’r-Reşid ile oğlu Memun devirlerinde seyyid ve şerifler yeşil sarık sarıp yeşil cübbe giyerlerdi; fakat sonradan bu usul terkedilmiş olduğundan evlad-ı Ali ile halk fark edilmez olmuştu. Mısır’da Türk Memluk sultanlarından Melik Eşref Şaban zamanında 773 hicri (1371 miladi) de şeriflerin başlarına yeşil alamet sarmaları emrolunmuştur. Bu yeşil alamet Osmanlı saltanatı zamanından da şerif ve seyyidlerin alamet-i mahsusası olarak kabul edilmiştir. Osmanlılar sadata emir ve başlarına sardıkları yeşil sarığa da emir sarığı derlerdi.

Sadattan olan kadınlar dahi başlarına yeşil alamet takarlardı; şerif ve seyyidler her zaman yeşil sarıkla gezmeğe mecbur idiler; yalnız bunlardan birisi şeyhulislam olursa o zaman şeyhulislamlara mahusus beyaz sarık sarardı.

osmanlılarda nakibül eşraf

SADAT NİKABET:

Nakib, halkın seçkini,vekili ve bir cemaatin başı demektir. Osmanlı devleti, büyül islam camiyası teşkil etmeğe başladığı andan itibaren memleketlerine seyyid ve şeriflere hürmet ve rivayet göstermişler, onları vergi ve rusumdan muaf tutarak ellerine berat vermişlerdir. Memlik ve İlhani (garp moğollları) devletlerini takliden Osmanlı devleti de memleketlerinde bulunan seyyid ve şeriflerin işleriyle meşgul olmak için ilk zamanlarda sadat nikabeti ismiyle basit bir teşkilat vücude getirmiştir.

Ankara muharebesinden sonra Bursa Molla Fenari ve Mehmed Cezeri ile beraber Timur kuvvetleri tarafında esir edilen Seyyid Mehmet Natta serbest bırakıldıktan sonra hacca gitmiş ve 2. Murad zamanında tekrar Bursa’ya gelerek eski vazifesi olan İshakiye mütevelliliğinde bulunmuştur. Seyyid Mehmet Natta’dan sonra oğlu Seyyid Zeynelabidin de babası gibi seyyid ve şeriflere nazır olmuştur. Zeynelabindin de babası gibi seyyid ve şeriflere nazır olmuştur. Zeynelabidin’in ölümünden sonra Fatih Sultan Mehmet bu makamı lağvetmiş ise de sonraları seyyidlik iddiasında bulunan bazı şahıslar meydan almış oduklarından bu işin yeniden bir nizama bağlanmasına lüzum hasıl olmuştur.

osmanlılarda nakibül eşraf

NAKİBÜ’L EŞRALIK:

Sultan 2. Bayezid zamanında padişahın hocası Seyyid Abdullah’ın oğlu Seyyid Mahmud 900 h ( miladi 1484 )’de şerif ve seyyid teşkilatının başına getirilmiştir. Seyyid Mahmud Arap memleketlerinde seyyid ve şeriflere nezaret eden reise Nakibü’l-eşraf denildiğini görmüş olduğundan hükümete vaki teklif üzerine bu unvan kendisine verilerek” Nakibü’l-eşraf makamı Osmanlı saltanatının ilgasına kadar devam etmiştir. Seyyid Mahmud 941 h (1534 miladi) ”de Nakibü’l Eşraf makamından ayrılarak yerine Taşkentli Seyyid Muharrem Efendi tayin edilmiştir. Nakibü’l Eşrafların ilk zamanlarda devlet hazinesinden yevmiyeleri yirmi beş akçe olup sonra artarak 16yy. sonlarında yetmiş beş akçeye çıkarılmış daha sonraları bu miktar artmıştır.

osmanlılarda nakibül eşraf

NAKİBÜ’L-EŞRAF’IN MAİYYETİ:

İstanbul’daki teşkilatta Nakibü’l-eşrafdan sonra en büyük makam alemdarlık idi. Alemdar, seferler esnasında padişah tarafından bizzat vezir-i azama teslim edilen sancağ-ı şerif’i taşırdı. Padişah sefere gittiği vakit Nakibü’l-eşraf da maiyyetinde bir kısım sadatla beraber sefere giderdi. Yukarıda bilmünasebe söylendiği üzere Naklibü’l-eşrafın vilayet, sancak ve kazalarda seyyid ve şeriflerin defterlerini tutan ve nakibü’l-eşraf kaymakamı denilen vekilleri vardı. Bunlar mıntakalarındaki sahte seyyid ve şerifler hakkında takibatta bulunarak keyfiyeti nakibü’l-eşrafa yazar ve anın da hükümete bildirmesi üzerine bunların başlarından yeşil sarıkları alınır, dinlemeyenler ceza görürlerdi.

osmanlılarda nakibül eşraf

NAKİBÜ’L EŞRAF’A AİT MÜTEFERRİK MALUMAT:

Padişah cüluslarında hükümdara ibtida nakibü’l-eşraf biat edip dua eder; an mütaakıp teşrifat sırasıyla biat yapılırdı. Bayram tebriklerinde de yine nakibü’l-eşraf tebrik ile dua ettikten sonra diğer tebrikler yapılırdı; her iki tebrikde de rütbesi ne olursa olsun Padişah nakibü’l-eşrafa ayağa kalkar ve alkış yapılırdı. Bu tebrik merasiminde Rumeli veya Anadolu kazaskeri ise sırası gelince o zaman da ikinci defa tebrik yapardı. Padişah’la beraber sefere giden nakibü’l-eşraf sancağ-ı şerif dibinde yürüyüp maiyyeti olan seyyid ve şerifler ise tuğ-ı hümayun dışında giderlerdi. Sancağ-ı şerif’in gerek İstanbul’dan çıkışında ve gerek İstanbul’a avdetinde- padişah Edirne’de ise oradan çıkışında ve avdetinde- seyyid ve şerifler tekbir ve salavat getirirdi. Muharebe esnasında sancağ-ı şerif dibinde aynı suretle tekbir ve salavat getirilirdi.

Padişah sefere gitmeyecek olursa nakibü’l-eşraf ordu ile beraber sancağ-ı şerifin gidiş ve gelişindeki merasimde şerif ve seyyidlerle beraber istikbal ederdi. Nakibü’l-eşrafların Padişah nezdinde itibarları büyük olup Sultan Ahmed camiinde mutad üzere okunan mevlid cemiyetine sadr-ı azamın mektubiyle davet olunarak geldikleri vakit yalnız olarak mihrabın sağ tarafında ve mahfil-i hümayunun altında etrafı yeşil perde ile kapatılmış yerde otururlardı. Hırka-i şerif ziyaretine de yine sadr-ı azamın davetiyle giderlerdi. Osmanlı padişahlarının cüluslarında bazı nakibü’l-eşraflar kılıç alayı merasiminde Eyüp türbesinde yeni Padişaha kılıç kuşatmışlardır.

osmanlılarda nakibül eşraf

SİYADET HÜCCETİ:

Evlad-ı peygamberiden olanların ellerinde siyadet beratı denilen ve sülaleye mensup olduğunu gösteren hüccetleri vardı. Sadattan olduğunu iddia eden kimse bu iddiasını seyyidlerden olan şahitlerle ispat ederek nakibü’l-eşraf defterine kayıt olunurdu; elimizdeki iki huccet sureti xvı. asırda nakibü’l-eşraf Seyyid Muhammed Muhterem b. Seyyid Taceddin Ali’nin olup birisinin tarihi 18 Zilhicce 942 (8 haziran 1536) ve ikincisinin 9 safer 943 ( 28 temmuz 1536)’dür; isim,tarih ve şahitlerin isimlerinden başka birbirinin aynı olan beratlardan birisinin sureti aynen şöyledir:

osmanlılarda nakibül eşraf

SULTAN ABDÜLAZİZ HAN İNTİHAR MI, KATL Mİ?

 

 

0

hakkında Emrah SARGIN

Emrah SARGIN

Ayrıca kontrol et

GENÇLERİN OKUMASI GEREKEN KİTAPLAR

GENÇLERİN OKUMASI GEREKEN KİTAPLAR-2

TAŞLARI KONUŞTURAN ADAM: MÜRSEL GÜNDOĞDU -Aşkını taşlara kazıyan ve inancının temel esaslarını ölümsüz eserlerine nakşetmeyi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir